| KAYITLAR | DEFTERE YAZ |
Gönderen:
fındık
Yer:
Diğer
Tarih:
27 Ekim 2008, Pazartesi 13:17
|
GİTTİN
SENDE GİTTİN,
OYSA GELDİĞİN GÜN GİDECEĞİNİ BİLİYORDUM
HAZIRDIM GİDİŞİNE
KAÇAK ZAMANLARI YAŞIYORDUK
ZAMAN BİTTİ VE SEN GİTTİN.
BENSE GİDİŞİNİN ERTESİ GÜNÜ
HAYATIMA KALDIĞIM YERDEN YENİDEN
BAŞLAYACAKTIM
BAŞLAYAMADIM...
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
FIDAN
Yer:
Hatay
Tarih:
27 Ekim 2008, Pazartesi 02:45
|

Mesaj Sahibi: ibrahim
Sakla eskiyen yaralarını kalbim
Sakla yaralarını kalbim
Şimdi eskiyen bir hayalden geldim
Yine bir teselli istiyorum
Nedir dünyada insan olmanın tesellisi?
Çocukken oyunlar, büyürken hayaller
Şimdi ne olabilir?
Şimdi, çöl yerine bir kıyıda olmak vardı
Güneşin aydınlığı güne düşmemiş,buğulu bir grilikte
Kendimin bile fark edemediği göz yaşlarım.
Sonra bir el,omzumda sıcacık,
Gözlerimi kapadım,içimde cennet kokusu bir daha hiç açmasam
Karların en yükseğindeki dağ evinde,altı basamaklı merdivensiz kapının önünde olmak...
Arkamda bir hayali yakamoz,dolunay gibi yüz dönmek kente
Güneşi batırmak en doğan haliyle
Etraftaki manzara tüm cazibesiyle her yanımda,
Bense denize hasret altı zamanda
Yine ağlasam
Bu kez en farkında olan halimle
Yine bir el, bu kez soğuk, omzumda
İçimi titreten...
Bir sabah üşüyerek uyanmak,ama o sabah uyanan BEN olmak...
Bence'ler anlamsızlaşınca beklemekten başka çare kalmıyor
Tam da kiraz mevsimi geçip,elma mevsimi gelmişken
Son bir baharın sarı yaprağı düşmeden yerde kaldı
Geç kaldım,altıncı basamaktan mazgala düşeni tutmak için
Sonbaharın ezgisi kaldı çıplak bir dudakta
Açarım pencereleri altıncı derste,konu intihar
Cevaplar biriktiririm içi boş ceplerime
Dönüşüm olur, ne yazılacak bilinmez bir vakitte
Yüreğimin yanık yaralarında kalan izlerde,uçsuz hayallerdeyim
Sakla eskiyen yaralarını kalbim
Sıfırlamaktayım hayatın tüm sayaçlarını
Kendimi; altı duvarlı odalarında nefes savaşı veren herhangi bir boynu bükük sefil ilan ediyorum
Ellerime iletkenlik komutunu veremedim henüz
Zihnim kilitlendi
Ah şu bedenim atış alanlığından çıksın gayri
Elimde iken kokladığım gülleri
Altıncı basamakta düşürdüm parlak yıldızdan denize
Sahiller de kirlendi şimdi, dolunay dönüş seferinde
Hayallerim çarpıp geri gelen bir damla denizin suyundadır
Gökyüzündeki parlak yıldızlar her yere altı karış uzaklıktadır
Erkekler ağlar mı bilmem ama,hayal ipinin bir ucu da elde olur çoğu zaman...
Aşkı gülen resimlerle yaşardım eskiden
Hayatın koyu şatı hayallerinden gelip geçiyorum
Halbuki benim hiç gülen resmim olmamıştı
Altıncı karesinde bıraktım işte elimdeki kamerayı
Hayata hep erken atıldım
O bana geç kaldı
Hayallerim ise aşka kestirmeden kaçtı
Bütün resimlerim altı delik bir sepette şimdi
Çocukluk masallarımı dinliyorum,gece uyumak için penceresiz odamda
Satın alıyorum hayalimi köşedeki esnaftan
İlerisinden altı gümüş kurşun, altı paraya
Rus ruleti oynuyorum tek başıma, altı patlar bir tabancayla
Eskiyen yaralarını kalbim sakla
Bir akasya okşuyor gözlerimi,geciken sabahlara koşarken kuşlar
Koşuyor ve ıslanmadan geçiyorum sulardan
Hayali aşklardan arta kalan, şehvetsiz bir hece aslında
Islandı gözlerim yine gecenin al yalazında
Hani hepsi hayaldi...
Islak gözlerimle geçiyorum bu sefer
Altı basamaklı bir kulenin kenarından
İçi boş ceplerimde kül var artık
Hayali bir aşktan arta kalan...
Ey hayalim!
Bilirim, dirilmek içindir ölümüm..
Kağıttan intihar kuleleri yapıyorum sonra,yine altı basamaklı
İhanet ediyorum tekrardan en canlı hayalime
Kendimi ele veriyorum en kestirme yola giderken
Pus ve dumandan önce bu şehirde
Geceleri göz kırpan ve isimler takılan hayali aşkları vardı duvarlarında..
Hani hepsi hayaldi
Hani hepsini ben uydurmuştum
Hadi saklanalım o zaman yara almadan ey kalbim...
Korkakça yaklaşımlara konu oldu hayallerim
Ama neden şimdi, neden bu kadar çok?
Tek bildiğim
Sen varken hayalimde
Korkaklığa fırsat yok...
Halbuki korkulacak bir şey yoktu ortada
Her şey naylondandı, aksi seda yankısı gibi
Ben ne kadar düzgün davrandımsa,hayallerim o kadar yamuldu
Odam odalar içinde yoğruldu, pencereler kayboldu
Altı duvarımı istiyorum sadece
Altılıdan bir gümüş kurşun,bedenime saplandı saplanalı
Garip bir seyyah oldum işte.
Giydiğim birkaç beden büyük ceketimle
Ve o ceketle şu caddede yürümenin verdiği zorluktan kaynaklandığı
Elimde bir valiz
Hangi hamala yüklesem altı delik heybemi
Taşır mı tüm yükümü, altıdan bir eksilmiş gümüş kurşuna?
Yeter mi bu kadarı?
İçimdeki sıkıntıyı hiçbir hayal dağıtmıyor bugün
Bıkmışım, acıkmışım, doymuşum, yeni bir hayale
Sakla eskiyen yaralarını kalbim..
Şimdi yeni bir hayalden geldim..
Kendi bataklığından kaçan bir hayale tutunuyorum yine, en aydınlık yanlarından
Çıkınca dolunay karanlık seferine, güneşten çıkan ışık da solduğunda
Sonra belki yollara acı bir yağmurla birlikte yağarken kaldırımda
Kalırım ben yine buralarda..
Dönmem
Dönemem
Sakla beni
Sayıkla beni
Benim hayalimde güzeldi...
|
|
|
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
kenan diker
Yer:
Antalya
Tarih:
21 Ekim 2008, Salı 22:22
|

BU KADAR KOLAYMIYDI ÇEKİP GİTMEK..DURMA O ZAMAN ŞİMDİ GİT...UNUTURUM SÖYLENEN SEVDA SÖZLERİNİ....UNUTURUM O AĞLATAN GÜLÜŞLERİNİ...UNUTURUM CENNETİ ANLATAN O GÜZEL GÖZLERİNİ.....
MADEM BU KADAR KOLAYDI GİTMEK....HADİ DURMA GİT....BEN CESUR DEĞİLİM SENİN KADAR...HALA İÇİM TİTRER ADINI DUYDUĞUMDA....SENİN İÇİN NEFES ALIRIM GÖRMEK UMUDU İÇİN YAŞARIM....BEN SEN GİTTİĞİMDE ÖLÜRÜM...O YÜZDEN BEN GİDEMEM... SEN DURMA GİT....
İÇİME AKITIP GÖZ YAŞIMI BURDA DURUP SEYREDECEM GİDİŞİNİ
TAŞ KESİLİR VÜCUDUM BİR HEYKEL GİBİ KIPIRTISIZ VE SAKİN
KAVGASIZ OLACAK FIRTINASIZ OLACAK GERÇEK FIRTINA İÇİMDE KOPACAK
AMA SEN BİLMEYECEKSİN VÜCUDUM İSYAN İÇİNDE KALBİM DURACAK
BELKİ ARKANDAN SESSİZ BAKICAM AMA SEN SENİ SEVİDİĞİMİ BİLMEYECEKSİN
YİNE BEN SALAĞI OYNICAM...AMA BİR GERÇEK VAR SEN BENDENDE SALAKSIN biraz espiri neden olmasın değilmi salak olmasa seven terk edilirmi
KENAN DİKER
ELMA
ben seni çok severdim sende elmayı
senin için çıkardım elma ağacına
düşerdim herzaman canım yanar ağlardım
sen gelirdin yanıma, bana sarılır ağlardın
acılarım dinerdi. o an gülerdim beni ağlatan acıya
ben seni severdim sende elmayı
şimdi büyüdüm hiç düşmeden çok rahat çıkıyorum artık
artık daha çok seviyorum elmayı, senin kadar çok
dalın en ucundaki ,en güzel elmaları topluyorum
geçmiş günlerde, ben gülerdim, beni ağlatan acıya
sen yoksun şimdi acı gülüyor ben ağlıyorum
ben seni severdim sen elmayı
KENAN DİKER
çok güzel değiller ama çalıntı değil
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
yeliz
Yer:
Diğer
Tarih:
20 Ekim 2008, Pazartesi 16:25
|
yorulmuş elleri sevdanın.
yorulmuş gözbebekleri bakmaktan gidenin ardından.
gizlenmiş nasırlı ellere
ve yansımış gülümsemelere sevdalıların.
sözler anlamlarını yitirip çıldıracak
benim olup senin olmayan sevdaya
|
| Yukarı |
|
| |
Gönderen:
nursen kurban
Yer:
Diğer
Tarih:
12 Ekim 2008, Pazar 23:35
|

balkondakiler
balkonlardakiler.
hep yukarıdan gördüler,
gördükleri kolaydı
ve küçüktü kendilerinden.
ağaç gövdesiz,
çiçek gölgesiz,
ve yıldızlara yakın
topraksızdı kökleri.
rüzgarlı akşamüstüleri
dağılırdı kızıl güvercinler gibi
bir tutam kokulu
sarı başak tarlalardan uzak düşleri;
sevdiler!
kar tanesi duygularla
alev alev yandılar.
avaz avaz çağırışları;
gülleri kızardı.
utançtan uzak düşleri,
kızardı düşlerden.
gelinin duvağındaki pul
döküldü
kırılgan sevdalara.
ve balkondan
birkaç damla yaş;
-yok oldu yere kavuşmadan
ne düşündüğümü bilmiyorum
ama idam ağacındayım
ayaklarımın altında titrek tabure
sıkmalara hevesli urgan boynumda
;bu kadar kısa
hayat; diyor bir ses
;ya!... sen ne sandın?
har vurup harman savururdun;
öyle şeylerle doldurdular ki
anları
dört işlem yetmedi çözmelere
koşuşturmalara kapılıp
arkasına basarak
eskittiğimiz
papuçlarda
sordu; nereye bu koşuşturma!
ezip geçtik işte.
hangi aralıkta boş bulup
düşündük;
ve şimdi idam ağacında ölümlü
bilmiyorum
bayır mahallede ezilmiş bir sigara izmaritiydi çocukluğu
yaşanası şeyler vardır dilinizin ucunda
çocukluk anılarına takılı kalmış
gökkuşağı gülüşler..
bir bisikletin üzerinde yokuş aşağı
uçarken
dibine vurduğunuz kaldırım taşları
bir oyundan ibaretti acımazdı canınız
kanamazdı..
oyundu o zaman ölümler bile
ağınıza düşen anılar
tek tek çekilirken sandala
gümüş balıkları kolkola kıyılarda
ışıltısı vurur gözlerinize
-gözleriniz kahverengiden döner
biraz yeşil,biraz mavi-
yüreğiniz coşkulu
yanaklarınız gonca gül gibi
sayfa sayfa yazarsınız
- kıyılardan uzak çocukluğunuzu- kumsala
hayallerinizden kuleler
özlemlerinizle nabız yüklenir
hayat bulur sesinizle
farkına varamazsınız
5-15;li yaşların sırtında götürdüğünüz ömür
sonbahara yaklaşmıştır
hala
kendini yaşayamamış
-anlaşılmamış,unutulmuş yada okunmamış-
bir kitap gibi
ve
bekler durursunuz size uzanacak bir eli
hesabını bozar bozar ,yaptırır zaman
formül elinizde olsa da
işlem yanlış çıkar
iş çığırından çıkar
ve içinden çıkamazsınız.
aynı yalnız kıyılardan bir karanfil uzatıyorum
söylenmemiş şiirini gönderiyorum
yazılmamış mektuplarda.
dünden, bu günden, yarınından sığındığın
yüzüstü uykuna
hayalimi bırakıyorum
bu gece ikilerde akrep
ve ben oğlak burcunda
ne olacağını bilmediğim bir güne...
;seninle;
başlıyorum
Şiir çıplak
Albatrosların saldırısına uğradı mısralar
Ne çabuk unutuldu martılar
Günümüz sevdaları böyle
Moda olsun diye
Uyduruyor şairler işi kitabına
Albatroslarda yakışıyor şiire
Martılarda
Hatta kargalar bile
Ya
Aşk
Yoksa
Kelime avına çıkmış şairim
Budadı,
Biraz ordan, biraz burdan
Duygu ?
-gitti.
Şiir çıplak
Nursen ÖZDOĞAN KURBAN
derin ve mavi
gözlerime bak
derin ve mavi
nereden gelir, nereye gider bu gemi
hangi yolun yolcusuyuz?
ne işimiz var bu gemide bizim?
dinle beni.
okuduğun bakışlarımdan anlamalısın
tutmalısın düşmekte olan yüreğimi
yerler çamur
yerler kanlı
ben beyazım, karalatma beni
konuş , hangi uzaktan konuşursan
kabulüm
yalnızlığımı sustur
yaralarımı yama kelimelerinle
gel, beraber oluşturalım
kelimelerin halayını
el ele, omuz omuza şenlensin hüznüm.
ellerimi tut.
ısıt güvensiz yanımı
düşerim , kanlı ve çamurlu tuzaklara
beni bırakma
yorgunum sonbahar gibi
dökülürüm bir gece yoluna
kapılıp yaşam savaşına
çiğnetme beni
çiğneme
Nursen ÖZDOĞAN KURBAN
boş çerçeve
boşaldı çerçeve
fotoğrafın yok artık
yerinde yeller esiyor,
hava gittikçe soğuk
çekirdeğine döndü özüm
biraz yılgın, ürkek biraz
aynada yüzüm dona kaldı
saatlerde akrep;
teşhisin ne, söyle doktor
neden durdu duracak yürek
yolun yarısı da olmadan
dindi rüzgar, kırıldı kürek
çekip gitmeli ruh,rüzgarın ardısıra
kanı çekilmiş beden neye gerek
gitmeli yorgun yüreğin; yeter!; demeden
akan yaş, sallanan el, yakaran dil
;.
yorgunsan ve
boşsa çerçeven
bahriyeli
mektup arkadaşlığıydı aşka dönüştü
;dostlukla; sınırlandırılmış iki mahkum oldular zamanla
biri liseli kız
diğeri yakışıklı bahriyeli
mavisiyle deniz
beyazıyla martı şahitti
el değmemiş anılara
ulaşılması zor karakışlar sundu hayat
bahar dallarına
mantık girdi araya
evlendi bahriyeli
ceza bedeli bir kadınla
yas tuttu gömülen sevda
solmayacak bekleyiş yeşertti zaman
ihanetinden utanarak
liseli kız açıldı okyanus ötesi kıyılara
kaçtıkça yakalandı
yakalandıkça mahkum.
tükendi mektuplar
silindi izler
yalnızlaşan yarınlarda da birleşemediler.
kirli beyaz
martıya dönüştü bahriyeli
ve martı aşığı bir kadına
Nursen ÖZDOĞAN KURBAN
Bakire Kar
Koskoca bir mazi geçiyor
yorgun bakışlarımla
bakire karların üzerinden
Nerde on sekiz yaşlarımın
sıcaklığı ki
erisin kar
Diri ve davetkar vücudunu sergilerken
yüzümdeki çizgilerin hikayesini
merak bile etmez
Ben de merak etmemiştim
annemin ninnilerindeki
acı dolu namenin
nasıl dokunduğunu
Hiçbir kar tanesi
diğerine çarpmıyor
düşerken
Altalta, üst üste
koyun koyuna kardeşçe
Geçici bir heves uğruna da olsa
neredeyse her santimetrekarede
eşit, aynı renk ve sayıda
Bakire kar
işte gün ağarmakta
vakti geldi kadınlığının
insan adımlarıyla.
|
| Yukarı |
|
| |
|
|